HARF İNKİLÂBINDAN SONRA KARADENİZ HAVALİSİ MEBUSLARININ VAPURLA, YENİ HARFLERİ VATANDAŞLARA ÖĞRETMEK ÜZERE SEÇİM BÖLGELERİNE GİTMELERİ ESNASINDA ÇEKTİKLERİ ELGRAFA CEVAP
(14 EYLÜL 1928, REŞİT PAŞA VAPURU)

      Rize Mebusu Ali (Zırh), Karahisar Mebusu Mehmet Emin (Yurdakul), Kars Mebusu Ahmet (Ağaoğlu), Artvin Mebusu Mehmet Ali (Okar), Giresun Mebusu Kâzım (Okay), Samsun Mebusu Rana (Tarhan), Tokat Mebusu Bekir Lûtfi, Ordu Mebusu Recai, Samsun Mebusu Adil (Okuldaş)
      İdealist arkadaşlarım; büyük milletimizi irşat için Karadeniz’in dalgaları sinesinde beni, aciz arkadaşlarınızı hatırladığınızdan çok mütehassis oldum. Cümleniz için millete nafi olmanızı temenni ederim. Aynı dalgalar içinde sizi de karanlık gecenin milletimiz için nur saçan rehberleri olarak takip ediyorum. Muvaffakiyet.

Gazi Mustafa Kemal

 Kaynak:

Yazı Devriminin Öyküsü
Sami N. Özerdim
Cumhuriyet Gazetesi yayını

 SÖZCÜKLER
      İrşat: Doğru yolu gösterme.
      Sine: Göğüs.
      Mütehassis: Duygulanmış.
      Aciz: Güçsüz (burada, alçakgönüllü sözü)
Cümleniz: Hepiniz.
      Nafi: Yararlı.
      Rehber: Önder.
      Muvaffakiyet: Başarı.

 

 

 

 

 

 

ORDU İLİ VE YÖRESİ AĞIZLARI

      Ordu ili ve yöresi ağızlarının bu genel özelliklerinin yanında kendi içerisinde de bazı farklılıklar gösterdiği yaptığımız inceleme ve gözlemler neticesinde ortaya çıkmıştır. Çeşitli sebeplerin ortaya çıkardığı bu farklılıkların değerlendirilmesi sonucunda bölgenin üç ağız yöresinden oluştuğu tespit edilmiştir.

      1.) Ağız Yöresi: Ordu ili merkezi ve merkez ilçeye bağlı köyler, Gülyalı, Kabadüz ve Ulubey ilçelerinin tamamı...
I. Ağız Yöresi: Fatsa, Ünye, İkizce, Çaybaşı ilçelerinin hemen hemen tamamı ile Perşembe ilçesinin Gürgentepe’den Çaytepe’ye çekilecek bir çizginin batıda kalan bölümü, Çamaş ve Çatalpınar ilçelerinin kuzey kısımları...
II. Ağız Yöresi: Mesudiye, Aybastı, Gölköy, Gürgentepe, Kabataş, Korgan, Kumru, Akkuş ilçelerinin tamamı ile Çamaş ve Çatalpınar ilçelerinin güneyinde kalan bölgeleri bu ağız yöresini oluşturur. Bu yörenin genel özellikleri şunlardır:
1. Şimdiki zaman teklik birinci şahıs çekimi genellikle “–yom” ile yapılmaktadır (geliyom, alıyom, koşiyom...). Üçüncü teklik şahıs eki ise “-yo” şeklinde telaffuz edilmektedir (geliyo, varıyo, geziyo...).
      2.) (ń) sesi bu yörede seyrek de olsa duyulur (donuz, geliyon, bana...). (Not: “ń” sesi, damaklı geniz ünsüzü olarak çıkar.)
      3.) Ön seste bulunan “k” ve “g” ünsüzleri, yanlarında bulunan yuvarlak ince ünlüleri (ö,ü) kısmen kanlınlaştırır (o,u) ve ünlü uyumsuzluğuna sebep olur. (güzel-gozel, köy-kóy güneş-gúneş...) (Not: “ú” sesi yarı kalın, yuvarlak, dar, u-ü arası ünlü sesi olarak çıkar.)
      4.) Gelecek zaman eki –ecek bünyesinde bulunan “k” veya “ğ” sesi düştükten sonra bir önceki ünlü hem kalınlaşır, hem de uzun telaffuz edilir. Dolayısı ile kelimede kalınlık-incelik uyumsuzluğu ortaya çıkar. (gelicàm, gedicàm, gezicàm...) (Not: “à” sesi, normalden uzun “a”sesi olarak çıkar.)
      5.) GİTMEK fiili birinci ve ikinci ağız yörelerinde GİTMEK şeklinde söylenirken bu ağız yöresinde genel olarak (getmek) şeklinde karşımıza çıkar. (Not: “é” sesi yarı geniş, düz, ince e-i arası ünlü sesi olarak çıkar.)
      6.) Çokluk birinci şahıs istek ve emir bu bölgede çoğunlukla –ak, -ek’tir (alak, gezek, görek...).
      7.) Bu yörede zaman zaman rastlanan bir –k*-h sızılaşması da söz konusudur. Çok genel olmayan bu değişme, birinci ve ikinci ağız yörelerinde hemen hemen hiç duyulmaz (ahşam, sahalla, yuha...).

Doç. Dr. Necati DEMİR

 

TÜRK DİLİNİN ETİMOLOJİ SÖZLÜĞÜ

               ...Dil çalışmalarını doğru ve tam yapmak kişinin değil kurumların işidir. Ancak kişiler yaptıkları çalışmalarla yardımcı olabilirler. Köken bilim araşırmalarının metodik bir dayanağı ve kuralları olur. Ayrıca uzun yılları gerektiren bir çalışmayla istenilen nitelikte sözlük ortaya konabilir.
      Dillerin değişik ağızlara ayrılması ve başka anlamda sözcükleri kapsaması tüm Dünya dillerinde görülebilen bir olaydır. Bu durum yaptığımız çalışmada da kendini göstermektedir. Anadolu halk ağızlarından bölgemize mahsus bir çalışmayı ortaya koydum. Ancak eksiksiz bir ürün ortaya koydum, diyemem. Hatta dilbilim açısından tartışılabilir. Niyetim bu dil çalışmasını yaparken birtakım kültür varlıklarını da sergilemek, onlara sahip çıktığımızı göstermekti. İnanıyorumki Mesudiye doğası hala otantik doğasını korumaktadır. Mesudiye’yi tanımak için yerleşik halkın ağzını da bilmek gerekir. Mesudiye tarihi, bu bölgeye yerleşmiş insanların dillleriyel özdeştir. Yaptığım çalışmamda, bu öngörüyü ortaya koymak istedim. Sözlükte kullanılan sözcükler, doğrudan halkımızın ağzından derlemedir. Dilbilgisi açıısndan yazış yanlışlıklarını anlayışla karşılamınızı isteyeceğim.
      Dillerin ayakta durmasını, yaşamasını ve yayılmasını sağlayan yazıdır. Yazı kullanılmadığında da dil, belli alanlarda kalır ve ömrünü sürdüremez. Bundan dolayı bölgemize çok eski dönemlerde yerleşmiş halkların ancak varlığını biliyor, dillerini ise bilmiyoruz. Ancak Sümer, Eti, Roma/Grek, Bizans/Hellen, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemi yazılı belgelerle dilimizi ortaya koyuyoruz. Halen konuştuğumuz dilde, yukarıda sıraladığım dönemlerin sözcükleri vardır. Birbirinden etkilenmiştir. Böylece ortak kültürümüzü de oluşturmuştur. Bu Anadolu kültürüdür. Herhangi siyasal, ideolojik yapıya dayandırılması mümkün değildir. Bu dilin tanımı da Anadolu Türkçesi diye tanımladığımız Türk Dili’dir.
      Bölgemizde kullandığımız bazı sözcükler, insnaların ticaret-iş ilişkisi nedeniyle Batı dillerinde; bazı sözcükler bu bölgenin kadim halkı olan Rumlardan ve başka halklardan, Ermenilerden; bazı sözükler egemenlik sürmüş Araplardan ve Farsçadan; bazı sözcükler Doğu Karadeniz yöresine kadar uzanmış Moğolcadan ve binlerce yıl bu toprağın yerleşik halkı Türk boylarından gelerek; bazen ayrı ayrı, bazen karışıp ortak bir yapıda oluşarak, bazen kendi varlığını sürdürerek günümüze değin gelmişlerdir. Bu sözcüklerin kaynağını, yapabildiğim araştırmalarla ortaya koymaya çalıştım. Yöntem olarak, kullandığımız sözcüklerin dilbilgisiyle ilgili açıklamalar yapıp okuyucumun kafasını karıştırmak istemiyorum. Onun için özellikle sözcüklerin Mesudiye kullanılışını/ağzını yazmayı ve anlamlarını sergilemeyi hedefledim. Bu konuda İ.Zeki Eyüpoğlu’nun görüşüne aynen katılıyorum...”Kimse, konuştuğu dilin bütün inceliklerini biliyorum diyerek, dil alanında kendini yetkili saymamalı. Yetkiyi veren yalnızca bu alanda tüketilen emek, sağlanan başarıdır. Dili bir sorun, dahası bir varlık sorunu olarak görmeyen kimsenin b alanda söyleyecekleri duygusal karşı çıkışlardır. Dilin korunması, onunla yaratıcı olmayı, ürün vermeyi, geliştirici bir atılımla ilerlemeyi gerektirir. Eski alışkanlıkların etkisinde kalarak dilde üretici olmayı engellemek, dili savunmak değildir. Dili savunmak, dilin yapısı gereği yapılacak olanı bilmektir...
      Dil, kişinin ne olduğunu, hangi kaynağa bağlanması, hangi topluluktan sayılması gerektiğini bildiren en saygın, en sağlıklı kanıttır. Kişi konuşup yazdığı dilin dışında değil, içindedir. Yeterki onu görecek göz, kavrayabilecek anlayış yeteneği ola...”   

 İSMET ZEKİ EYÜBOĞLU
SOSYAL YAYINLAR BABIALİ CAD. No: 14 İst. (0212 528 33 14) 

  

 

TÜRKÇE-PONTOSCA/RUMCA SÖZCÜKLER

      Türkiye’de kendini Pontoslu olarak tanımlayan herhengi bir etnik grup olmamakla birlikte, Yunanistan’da, Kafkasya’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Pontuslularla aynı dili konuşan, benzer gelenekleri hala sürdüren bir grup mevcuttur. Bu grup, Eski Elence’nin Pontos diyaleği olan yöre halkının Rumca olarak adlandırdığı bir dili halen konuşmaktadır.
      Trabzon’un ve dolayısıyla Karadeniz’in fethinden sonra bölgede başlayan İslamlaşma süreci sonunda ilginç dinsel gruplar oluşmuştur. Türkçe konuşan ama Grek alfabesiyle yazan ve okuyan Hıristiyanlar olduğu gibi, Rumca konuşan ve Grek alfabesi kullanan Rumlar varlıklarını koruyabilmişlerdir. Bunun yanında Rumca konuşan ancak müslümanlaşan ve Arap alfabesi kullanan gruplar meydana geldi.
      Amasyalı coğrafyacı Strabon (M.Ö. 63-M.S. 21) Geographika’sında “Pontos Eukseinos’un her tarafı, keza Propontis ve diğer birçok bölgeler Miletoslular tarafından koloniye edilmiştir.” diyor. Büyük bir olasılıkla Miletliler Pontos kıyılarına geldiklerinde hiçbir zorlukla karşılaşmamış, yerli halklar tarafından dostça karşılanmışlar...
      Pontos’ta kolonileşen Miletliler kimlerdi, nereden gelmişlerdi? “Miletliler, Miletos denilen, Batı Anadolu’da, Ionya bölgesinin güneyinde, Meandros (B. Menderes) ırmağının ağzında kurulmuş kentte ikamet ederlerdi.
Strabon ve diğer kaynaklardan Mithridat (Pont Kralı) zamanında Pontos Krallığındaki idari taksimatın şu şekilde olduğu anlaşılıyor:    1.Bölge  2.Bölge   3.   Bölge: Kelkit/Yukarı Fırat arası dört bölge: Orbalisen, Autulane, Orsen, Orbisen
     4.    Bölge: Sahil kısmı sekiz bölge: Batı Sahil Paflaganyası (Amostris/Amasya), Doğu Sahil Paflaganyası (Sinop), Cazelonitid, Saramen, Themiskyra, Sidon, Tibarenia (Farnakia/Giresun), Sannika (Trabzon)
(S. Yerasimos/Milliyetler ve Sınırları) Diğer bir hatamız “Pontos” denen dilin Yunanca olduğunu kabul etmemizdi. Hakikatte ise, Pontos Rumcası denen dil yalnızca Karadeniz yöresine mahsus özel bir dildir. Bu dil, içerisinde Yunanca szcüklerin yanında sayıları 600 civarında olan Türkçe sözcükler ve aynı oranda da kökenlerini bilinmeyen sözcükler ve Arap, Fars, Lâtince sözcükler barındırır.
      Karadeniz bölgesinde Yunan unsurunun olmadığına bütün kalbimle inanıyorum. Fakat, ne yazıkki, Rum sözcüğünden Yunan/Hellen anlamını çıkaran yetkili ve yetkisizlerimiz yörede asırlardan beri yaşayan Hıristiyan Türklere hıyanet etmiş olduklarının farkında bile değildir.
      Pontos’un tarihi uzun vadede, farklı etnik kökenlerden gelen, İskender İmparatorluğu döneminden Komnenler İmparatorluğu dönemine kadar Hıristiyanlaşan ve büyük ölçüde Helenleşen, daha sonra Osmanlı yönetimi altında İslamiyeti benimseyerek büyük ölçüde Türkleşen (Osmanlıda Türk=Müslüman) ve 19.yy’da ulusal ideolojinin etkisiyle dini bölünmelerin etnik bölümlere dönüşen hakların tarihidir.

ÖMER ASAN / İLYAS KARAGÖZ

 

 

SONUÇLAMA

            Bölgemizin tarihini, bu kitapta ayrıca açıklamaya gerek yok. Başka bir araştırma konusudur. Bölgemize M.Ö. 3000 yılından itibaren yerleşen halkların kültürel/sosyal/ekonomik/tarihsel kaynaşmalara uğrayıp bugünkü kültürümüzü oluşturdukları açıktır. Bu kaynaşmaya asıl neden, elbette tarihsel olaylardır. Dil de bu oluşumdan etkilenerek yöremizde kullanılan yapıya ulaşmıştır. Bu yapı, bölgemize yerleşen toplulukların, geldikleri yerden taşıdıkları ve burada karşılaştıklarıyla kaynaşarak oluşmuştur. Ancak unutmayalım ki, bu yapı, Türk birliğinin anaunsuru öğelerden Türkçe’den ayrı değildir. Türkçe’nin işlek olarak kullanılan bir ağzıdır.
Bu ağız derlemeleri sırasında belirleyebildiğim bazı sözcüklerin Rumca, Arapça, Ermenice, Grekçe, Rusça, Farsça kaynaklı olması, yöremizin tarihsel oluşumunun ne denli uzun süreyi kapsadığını ve yöremizin hangi uygarlıklara beşiklik ettiğini gösterir. Bilgi vermek ve farklılıkları belirtmek amacıyla, bu tür sözcüklerin önünde açıklamalarda bulunulmuştur.
           Yöremizde konuşulan sözcüklerin, İstanbul lehçesine göre değişimi, Türk ağızlarının değişik söylenişlerinden kaynaklanmaktadır. Belirgin veya fark eden değişimi, yöremiz ağız özelliğine göre şöyle açıklamak mümkün: A/O/U seslerinin ertesinde Ğ sesini sezdiren üretici bir yansıma vardır. Yani bazen A derken Ğ sesini de sezmeden söyleriz. Çoğu sözcüklerimizde de bu anlayışa bağlı olarak Ğ sesini yutarız. Daha doğrusu Ğ sesi düşmüş olur. Yine; A sesinin önünden/ardından gelen K sesini G,Ğ veya H sesine dönüştürdüğümüz çok görülür. Örnekler: Akıtmak/Ahıtmak; Akşam/Ağşam; Aktı/Ahtı; Kazma/Gazma; Kavurga/Gavurga; Kevük/Gevük/Gevüh; Cıvık/Cıvıh... Görülüyorki kullandığımız sözcükler çokluk, A sesinin yapısına dayanıyor. K, G, Ç, C, Ğ, H, Ö, E, U, Ü sesleriyle değişme, dönüşme oluyor. Türkçe olmayan sözcükleri de kendi ağzımıza uydurmada dil yeteneğimiz ortaya çıkıyor.
           Bu çalışma sırasında, yöremiz ağzından kullanılan sözcükleri ve özlü sözleri sergilerken, ifade ettikleri tarihsel bilgileri de belirtmiş oldum.
           Çalışmamın ana çıkışı Tuncer Uzun, Şükrü Yaman, Mesude-Mehmet Tuncalı’nın derlemeleridir. Bu kaynağımı sözlük ve diğer yayınlarla şekilllendirerek sizlere sunma sürecine eriştim. Muhakkakki noksanlıklarım, belki de yanlışlarım vardır. Ben bir pencere açtım. Artık bu pencereden başka bakışların kendisini sergilemeleri gerekmektedir. Yine, özellikle her yıl dramatik bir şekilde yaptığımız Kurultayımızda kültürel yanımıza önem verilerek yöremizin bu pek bilinemeyen varlığını ortaya çıkarmak, bu yöndeki çalışmalara da destek olmalıyız.
           Bu kitapla ilgili öngörülerinizi her zaman bekliyorum. Amacım, Mesudiye için herşeyi yapabilmektir. Kitabın düzenlenmesi, yayınlanması sırasında bana kaynak olan ve yardımlarını esirgemeyen tüm kurum ve kişilere teşekkür ediyorum.
Saygı ve sevgilerimle.

Gürsel YILDIRIM
Kuğukent Sitesi E-1 Blok No:6 Karşıyaka Mah. 52200 ORDU
Telefon : (452) 233 01 59  |   Gsm :  (537) 395 09 96
E-posta: gurselfaldaca@mynet.com

 

      YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • Divan-ül Lûgat-ül Türk / Kaşgarlı Mahmut
  • Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi / TDK Yayınları
  • Türk Dil Kurumu Sözlüğü
  • Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü / İsmet Zeki Eyüboğlu
  • Osmanlıca/Türkçe Sözlük / Ferit Develioğlu
  • Ordu İli ve Yöresi Ağızları / Doç Dr. Necati Demir
  • Ordu/Mesudiye Gazetesi Arşivi
  • Mesudiye Kurultayı Yayınları
  • Mesudiye Kitabı/Mithat Baş
  • Pontos Kültürü / Ömer Asan
  • Mitelojide Doğu Karadeniz / İlyas Karagöz
  • Doyma Noktası / Sema Kaygusuz
  • Tuncer Uzun’un Derleme Çalışmaları
  • Şükrü Yaman’ın Derleme Çalışmaları
  • Mesude-Mehmet Tuncalı’nın Derleme Çalışmaları
  • Faldaca / Gürsel Yıldırım
  • Ordu Mesudiyeliler Kültür ve Dayanışma Derneği

 

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...